Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

Osmanlı hoşgörüsü ya da horgörmesi...

Tarih 02 Ekim 2008, 12:09. 0 fav. Yazan Extraordinarius.  
Etiket: devlet, hoşgörü, osmanlı

 

AHMET ASLAN - Osmanlılarda gayrimüslimlere reva görülen uygulamaları anlamak Osmanlı sonrası devleti biçimlendiren siyasal erkin farklı toplumsal kimliklere yaklaşımını anlamamızı kolaylaştıracak Veya son dönemlerde farklı yerlerde aynı güçler ve yaklaşımla etkisini ürpererek hissettiğimiz ama asla şaşırmadığımız linç girişimlerini, saldırıları, tahammülsüzlükleri... Biliyoruz çünkü o “hoşgörümüz” dedikleri kocaman bir uydurma. Keşke gerçek olsaydı. Değerli araştırmacı Ayşe Hür 4 Mayıs 2008 tarihli Taraf gazetesinde yayımlanan “Türklüğü Tahkir ve Tezyif ettiğinden” adlı yazısında gayrimüslim azınlıklara karşı bu topraklarda çokça dillendirilen “hoşgörümüz” üzerinde düşünmemizin gerekliliğini belirtiyordu.

Yazılı ve görsel medyamızda çokça dillendirilen derin hoşgörümüze yapılan vurgulamaların kaynağı Osmanlı devleti oluyor. 600 yıl boyunca farklı etnik ve dinsel kimliklerin bir arada yaşaması “Osmanlı hoşgörüsü ”olarak sunuluyor. Üstelik, bu bir arada yaşamanın “nasıl”ı sorgulanmadan ve gayrimüslimlere faturası çıkarılmadan yapılmakta. Bunu “Osmanlı tarihini bir inanç alanı” Osmanlılar’ı da “kutsal” olarak gören Neo-Osmanlıcı zihniyetin çabalarına borçluyuz. Neo-Osmanlılar, sadece Balkanlar ve Ortadoğu gibi çatışmaların eksik olmadığı topraklarda değil, dünyaya barış ve huzurun Osmanlı anlayışıyla geleceğine inanıyorlar. Öyle ki medeniyetler çatışmasının reçetesi“Osmanlı hoşgörüsü” gösteriliyor. Bugün, dünyanın en huzursuz bölgelerinin Osmanlılar’dan miras topraklar olmasının nedenlerini düşünme zahmetine katlanmadan “Nizam-ı Âlemin” özlemi içerisinde oluyorlar. Mehter marşı, gaza duygularını kabartıyor, her 29 Mayıs’ta İstanbul yeniden fethediliyor, çocuklara akıncı masalları anlatılıyor ve “büyük ecdadımızın” derin hoşgörüsü sıralanıyor. Neo-Osmanlılar tezlerinde ısrarlarını sürdüre dursun biz Ayşe Hocamızın Cumhuriyet sonrasını irdelediği “hoşgörümüzün” tarihsel kökenlerini, Osmanlı uygulamasını inceleyelim.

Bilindiği üzere Osmanlılar’da toplumsal düzen padişahın mutlak egemenliği etrafında şekillenirdi. İmparatorluk topraklarında bütün otoritelerin tek kaynağı padişahlıktır. İmparatorluk olmanın doğal sonucu geniş topraklarlar ile çeşitli etnik ve dinsel kimliklerdir. Osmanlı düzeninde farklı etnik ve dinsel kimliklerin bir arada yaşaması millet sistemiyle düzenlenmiştir. Düzenlemelerin ölçütü etnik değil dinsel kimlikler üzerinde yapılan tanımlama olmuştur. Müslümanlar ve gayrimüslimler. Her iki kesime yönelik kuralların farklılığı “hoşgörümüzün” ipuçlarını göstermesi bakımından anlamlı olmaktadır.

Osmanlı egemenliğini kabul etme ve hâkim sınıf Müslümanlar’ın üstünlüğünü tanımak şartıyla gayrimüslimlerin geleneksel cemaat yapılarını korumalarına izin verilmiştir. Özgürlükçü bir anlayışın ürünü olarak değerlendirilebilecek bu yaklaşım ekonomik çıkarların sürdürülmesi (haraç, cizye vergisi gibi) ile siyasal kontrolün cemaat ve önderlerine tanınan sembolik hakla kolaylaşması bakımından değerlendirildiğinde yanıltıcı olmaktadır. Osmanlılar belirledikleri kurallarla günlük yaşamın her alanında Müslümanlar’ın gayrimüslimlere üstünlüğünü özenle korumuş ve sürdürmüşlerdir. Bir kere gayrimüslimlerin tek tip elbise giymeleri zorunludur. Samur kürk ve atlas elbise ile Müslümanlar’la aynı kalitede kıyafet giymeleri yasaktır. Yerleşim yerlerinde ata binemeyecekleri gibi binek hayvanlarında eğer kullanmaları mümkün değildir. Dinî ibadetlerin yerine getirilmesinde de çeşitli kısıtlamalar söz konusudur. Öncelikle ibadet mutlaka gizli yapılmalıdır. Yüksek sesle ayin yapmaları, haç çıkarmaları, çan çalmaları veya yeni ibadethane yapmaları ile tamirat için dışarıdan yeni malzeme almaları mümkün değildir. Herhangi bir Müslüman’ın ayinden rahatsızlığını bildirmesi ayinin engellenmesi için yeterli bir neden kabul edilir. Osmanlılar’da vakıf gelirlerini herkes istediği kişiye bırakabilme hakkına sahipken gayrimüslimlerin vakıf gelirlerini kendi dinlerinden olanlara bırakmaları yasaktır. Kutsal mekânlara yakın yerlere yerleşmeleri uygun görülmediği gibi Müslüman mahallesinde oturabilmeleri Müslümanlar’ın açık iznine bağlıdır. Hâlbuki bir Müslüman gayrimüslim mahallesine rahatlıkla yerleşebilme hakkına sahiptir. Yine evlerinin sadece siyaha boyamalarına izin verilmiştir. Öte yandan evlerinin Müslüman evlerinde yüksek olması, pencerelerin Müslüman evlerine bakan tarafta açılması engellenmiştir.

Gayrimüslimler askerî ve idari görevlerde bulunamazlar. Hukuksal açıdan Müslümanlar hakkındaki şahitlikleri geçerli değildir. Silah sahibi olmaları taşımaları yasaktır. Bir Müslümanla karşılaşmaları durumunda önce onlar selam vermek zorundadırlar. Herhangi bir sohbette bir Müslümanın gelişi söz konusuysa gayrimüslim ayağa kalkıp selam vermelidir. Gayrimüslimlerin ölülerini gizlice gömmeleri gerekir. Ölülerinin arkasında ağlayıp yas tutamazlar. Bir berber gayrimüslimleri tıraş ettiği usturayla Müslümanlar’ı tıraş edemez. Unutmadan ekleyelim, gayrimüslimlerin izinsiz kayığa binmeleri de yasaklanmıştır.

Bunlar canımızın sıkıntısından uydurduğumuz kurallar değil. Padişah fermanlarında, kanunnâmelerde yani Osmanlı belgelerinde yazılanlar. Evet, Osmanlılar’ın sistematik olarak kültürel-dinsel bir asimilasyon politikasının olmadığı doğrudur. Ancak Osmanlı zihniyetinin baskın siyasal ve dinsel kimlik unsurlarını gayrimüslimlere özenle vurgulamaya çalıştığı da yanlış değildir. Belirlenmiş kuralların uygulamaya dönüşmesinde esnek davranıldığı tezi bu gerçekleri ve kuralları ortadan kaldırmaz. Kaldı ki bir toplumda mevcut kuralların uygulanmadığını ileri sürmek daha tehlikeli sonuçlara yol açabilecek keyfi uygulamaların önünü de açmış olabilir.

Osmanlılarda gayrimüslimlere reva görülen uygulamaları anlamak Osmanlı sonrası devleti biçimlendiren siyasal erkin farklı toplumsal kimliklere yaklaşımını anlamamızı kolaylaştıracak Veya son dönemlerde farklı yerlerde aynı güçler ve yaklaşımla etkisini ürpererek hissettiğimiz ama asla şaşırmadığımız linç girişimlerini, saldırıları, tahammülsüzlükleri... Biliyoruz çünkü o “hoşgörümüz” dedikleri kocaman bir uydurma. Keşke gerçek olsaydı...

Kynak : Taraf-13.05.2008

http://www.gerisiburada.com/node/221

0 yorum.