Blog
fav. | | Create free blog ( Türkçe , Русский , Deutsch , Español )
  • Rastgele blog
  • Giriş
  • Rapor et

Extraordinarius

  • Entries RSS
  • Yorumlar RSS
  • Ana Sayfa
  • Yazılar
  • Resimler
  • Videolar
< önceki | sonraki >

Mayınlı Arazideki Erdoğan Portresi

30 Mayıs 2009 22:46 - Extraordinarius - 0 fav | Etiketler: aşk , book , education , eğitim , kadın , kitap , love , music , müzik , poem , technology , teknoloji , video , woman , şiir 

Mayınlı Arazideki Erdoğan Portresi

O topraklar, AKP'nin ya da Genelkurmay'ın toprakları değildir. O topraklar halkın topraklarıdır. Oradaki, yoksul köylünün topraklarıdır.

Mayınlı Arazideki Erdoğan Portresi:

Vatan Satıcısı

Siyonizm İşbirlikçisi

İstismarcı ve Riyakar


AKP, satmaya devam ediyor
Yüzbinlerce dönümü İsrail'e peşkeş çekmek için, azınlıkların savunucusu kesildi.
Daha dün, "tek millet", "ya sev ya terket!" diyen kendisiydi.
Paranın dini, milliyeti olmaz diyor;kendisinin de yok. Onun da sadece çıkarları var.
Halktan gasp edilerek mayınlanan topraklar, temizlenip yine halka iade edilmelidir!



Satışta ve işbirliğinde sınır yok. AKP hükümeti vatan topraklarını satmakta, geçmiş tüm hükümetleri geride bırakacak ölçüde pervasız. Ne bulursa sattılar. Şimdi sırada vatanın sınır toprakları var.

AKP hükümeti, "İki Kıbrıs büyüklüğündeki" mayınlı toprakları, mayınları temizleme karşılığında 44 yıllığına İsrail'e kiraya vermek istiyor. "Temizlenecek 216 bin dönüm arazinin yüzde 80'e yakınının tarıma elverişli olduğu" belirtiliyor.

Satılacak yer, sınırda, alıcı da İsrail olunca, satışa islamcı kesim dahil, geniş kesimlerden karşı çıkışlar gündeme geldi. Erdoğan, eleştiriler karşısında bu satışı savunmak için şunları söylüyordu:

"... paranın dini, ırkı olmaz. .. Adam burada yatırım yapacak... Burada Ahmet- Mehmet çalışacak."

Diğer yandan, Erdoğan, beynindeki asıl düşünceyi itiraf ediyor. Erdoğan'ın dini imanı paradır. Bugüne kadar hep bu mantıkla hareket ettiler. İktidarda kalmak uğruna emperyalistlerin her dediğini yaptılar. Ülkede satılmadık bir şey bırakmadılar.

Oligarşik iktidarlar, vatan kavramına, bağımsızlık kavramına öylesine yabancılaşmışlardır ki, o toprakların önemli bir bölümünün emperyalistlere karşı çarpışırak savunulduğunu bilmezden gelmektedirler.

İki Kıbrıs büyüklüğündeki bu topraklar mayınlanırken de halka sorulmadı. Sözkonusu topraklar, bazen gasp edilerek, bazen de komik denilebilecek paralar karşılığı halkın elinden devlet zoruyla alındı;halk orada topraksızlığa ve açlığa mahkum edildi. Düşünün o topraklar nerdeyse 50 yıldır mayınlı.

Topraksız kalan köylü, geçimi için "kaçağa" çıkmaya başladı. Kaçakçılıkta, o mayınlar nedeniyle binlerce köylü öldü veya sakat kaldı.

50 yıldır o toprakları mayınlayıp halka kullandırtmayanlar, mayınların sökülmesi gündeme geldiğinde de, toprakları asıl sahiplerine iade etmek yerine, bu kez de, 44 yıllığına İsrail'e vermeye niyetliler.

Ülkemiz bugün pirincini, buğdayını, mısırını dışardan alacak duruma düşürülmüştür. Oysa, bilinmektedir ki, ülkemizin toprakları, halkımızın tüm tarımsal ürün ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir. Ama AKP'nin umurunda mı? Onlar bu ülkeyi yağmalayacak, "yeni zenginler" yaratarak, çocuklarını işadamı yaparak, bolluk içinde yüzüyorlar zaten... Ama köylü yoksuldur, milyonlarcası topraksızdır. Küçük toprak sahibi olan tefeci tüccara mahkum edilmiştir.

Yüzbinlerce dönüm toprak söz konusu olduğunda, yine bu ülkenin topraksız köylüsü gelmiyor akıllarına.


İsrail'in sınırlarımıza yerleşmesi kabul edilemez!

Sorun sadece köylünün topraksızlığı sorunu, para, yatırım sorunu da değildir.

İsrail şirketlerinin bölgeyi kiralamakta bu kadar hevesli olmasında ekonomik, siyasi, askeri bir dizi hesap var elbette. Doğal tarım yapmaktan petrole, Ortadoğu halklarına karşı her biçimde bölgeyi kullanmaya kadar her şey olabilir bu hesaplar içinde.

İsrail'in, ülkemizin sınırlarına yerleşmesi, bu anlamdadır ki, hiçbir biçimde kabul edilemez.


TSK ve AKP'nin peşkeş işbirliği

Toprakların bölgedeki, yoksul köylülere verilmesi yerine, İsrail'e kiralanmak istenmesi kadar, mayınların temizlenmesi konusundaki tartışmalar da çarpıcıydı. AKP, toprakları kolayca satmak için kılıfını hazırlamıştı: "Genelkurmay mayınları temizlemiyordu"...

Genelkurmay, mayınları temizlemek için "gerekli teknolojiye sahip olmadığını" açıklayarak, bölgenin NATO'nun ilgili kurumuna temizletilebileceğini söylüyor. 2 Kıbrıs büyüklüğündeki o topraklara 900 bini aşkın mayını Genelkurmay yerleştirmedi mi? Yeri geldiğinde halkı tehdit edip "ordumuz dünyanın en güçlü ordularından biridir" diyen, her vesileyle "en son teknolojiyi kullanmakla" övünen kendileri değil miydi? Kendi yerleştirdiği mayınları temizleyemeyen 800 bin kişilik bir ordu!!! Kuşku yok ki, Genelkurmay da bu vatan satıcılığının ortağıdır.

Mesele, "teknolojinin olup olmaması" değildir. TSKda zaten, NATO'nun mayın temizleme biriminin ortağıdır. Fakat, herkesin bildiği gibi, TSK, onyıllardır siyonist İsrail'in bölgedeki en yakın işbirliği içinde olduğu güç durumundadır. AKP'yle, TSK; bugüne kadar bir-çok konuda olduğu gibi, söz konusu bölgenin siyonist İsrail tekellerine peşkeş çekilmesinde de tam bir mutabakat içinde gözükmektedirler.

Mayınlı topraklar, halkındı ve yine halk verilmelidir!

İsrail'e peşkeş çekilmeye çalışılan o topraklarda halkın kanı, canı, emeği vardır. O topraklar halkındır. AKP, halkın olanı satılığa çıkarmıştır.

Toprakları İsrail'e verecekler ve toprakların gerçek sahipleri olan "Ahmet-Mehmet" de siyonist tekellerin kölesi olacak ve onların yanında boğaz tokluğuna çalışacak. Başbakanın halka reva gördüğü; boğaz tokluğuna siyonistlere çalışmadır.

Böyle düşünen başkaları da var:Mesela, Şanlıurfa Ziraat Odası Başkanı, toprakların tekellere kiralanmasını kabul ediyor ama "köylüler gelip çalışsın" diyor. Toprakları halka dağıtın diyemiyor.

Emperyalizm işbirlikçileri, sisteme teslim olmuş beyinler, bağımsızlığın, vatan sınırlarının "modası geçmiş" kavramlar olduğunu düşünmektedirler. Bu nedenle de soruna bir vatansever gibi yaklaşamamaktadırlar.

O topraklar, AKP'nin ya da Genelkurmay'ın toprakları değildir. O topraklar halkın topraklarıdır. Ora-daki, yoksul köylünün topraklarıdır. Mayından temizlenen topraklar YOKSUL TOPRAKSIZ KÖYLÜYE DAĞITILMALIDIR!.. Milyonlarca köylünün toprağı yok ama devasa büyüklükteki topraklar mayınlı durmaktadır. Eğer biz sesimizi çıkarmaz ve bizim olanı istemezsek, 50 yıldır elimizden çalınmış olan topraklar, bu kez de 44 yıllığına elimizden gidecektir.

Topraklar oradaki halkındır.


'HATA' DEĞİL, SOYKIRIM,

İMHA, İLHAK, ASİMİLASYON...



Başbakan Tayyip Erdoğan Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin İsrail'e verilmesini savunurken yaptığı konuşmada ülkemizin yakın tarihinde azınlıklara yönelik baskıları gündeme getirerek şöyle diyordu:

"Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Aklıselimle düşünülmedi. Bu faşizan bir yaklaşımın sonucuydu... Bu hatalara zaman zaman biz de düştük ama aklıselimle düşününce, şöyle bir başımızı iki elimizin arasına alıp düşündüğünüzde, hakikaten ne yanlışlar yapmışsınız diyorsunuz"...

Birincisi şu ki;Erdoğan burada en bayağı istismarcılığın yeni bir örneğini vermektedir. Topraklarımızı İsrail'e peşkeş çekmeyi haklı göstermek için "demokratlığa" soyunuyor.

İkincisi;bu sadece istismar amaçlı bir demagojidir. Tayyip'in beyninin içi de, partisinin politikaları da o faşizan yaklaşımla doludur. Bugün de aynı anlayışı devam ettirmektedirler zaten.


"Hata"ysa hesabını verin, sorumlularını yargılayın!

Erdoğan'ın sözünü ettiği olaylar ve politikalar, sıradan şeyler değildir;tarihte, milyonlarca insanın ölümüne, acılarına yolaçmış politikalardan söz ediliyorsa, "hata" deyip geçemezsiniz.

Erdoğan'ın "hata" dediği, farklı milliyet ve inançlardan, milyonlarca insanın katledilmesi, sürülmesi, göçe zorlanmasıdır. Öyle bir ülke düşünün ki, yaklaşık bir asır içinde topraklarımızdan onlarca halk silinmiştir adeta. Ermeniler'den Süryaniler'e, Rumlar'dan Nasturiler'e, Boşnaklar'dan Arnavutlar'a kadar birçok azınlık, Anadolu'dan kovulmuş, ya da kimliklerini inkara zorlanmışlardır.

Erdoğan "ne yanlışlar yapmışız" diyor. Hayır; doğrusu, başka halkları yok etmek, Anadolu'yu Türkleştirmek için ne katliamlar, ne zulümler yapmışız olacaktı. Anadolu'da yüzyıllardan beri onlarca farklı kimlikte halk yaşadı. Ama zamanla bu halklar yok sayıldı, dilleri, dinleri, kültürleri yasaklandı. Örneğin Nasturiler, Asuri-Keldaniler, Süryaniler öyle katliamlar yaşamışlardır ki, nüfusları küçüldükçe küçülmüş, en sonunda kurtuluşu Anadolu'dan kaçmakta bulmuşlardır. Bugün sayıları binlerle sınırlı olan bu halkların varlığından milyonlarca insan habersiz durumdadır.

Ermeni, Rum, Süryani gibi Hristiyan azınlıkların kimlikleri ve hakları Lozan Anlaşması'yla kabul edilse, dilleri ve kültürel etkinlikleri yasal güvence altına alınmış olsa da; her zaman bir düşmanlık politikasıyla karşı karşıya kalmışlardır. Müslüman kökenli ulusal azınlıklar ise tamamıyla yok sayılmış, dilleri, kimlikleri, kültürleri baskı altında alınmış, ulusal özelliklerini koruyacak kurumlarına ve örgütlenmelerine izin bile verilmemiştir.


Uzun ve milyonların acılarıyla dolu bir 'faşizan" tarih!

Gerek Osmanlı İmparatorluğu'nun gerekse de daha sonrasında Kemalist küçük-burjuva diktatörlüğün ve oligarşik diktatörlüğün azınlıklar politikası; ilhak, yok sayma, yok etme, baskı ve asimilasyon temelinde şekillenmiştir. Cumhuriyetin başında diğer halkların varlığı kısmen kabul edilirken kısa bir süre sonra Türkleştirme politikaları uygulanmaya başlanmıştır. Daha sonraki yıllarda geliştirilen "Güneş Dil Teorisi" ile Kürtlere ve diğer azınlıklara yönelik bakış açısı ırkçı bir muhtevaya bürünmüştür.

Erdoğan'ın "hata"sının çapını görmek için, Anadolu'nun "arındırılması" tarihine çok kısa bir göz atalım:

1877-1878 arasında 200 bin Çerkes, Rumeli'den sürülerek Suriye ve Ürdün'e gönderildi. 1. Paylaşım Savaşı süresince 500 bine yakın Asuri-Süryani katledildi ya da göçe zorlandı. 1915 yılında Ermeni ve Rumlara karşı "tehcir" kararı alındı. Ermeniler zorla Suriye çöllerine sürüldü, hastalıklar, açlık, çetelerin saldırıları sonucunda 1.5 milyon Ermeni yokedildi. 1923'te 2 milyon Rum mübadeleyle tasfiye edildi. 1924'te büyük bir Nasturi katliamı yaşandı. 1920'ler boyunca Kürt halkına karşı sayısız katliamlar gerçekleştirildi. 1929-1934 arasında Anadolu'da kalan diğer Ermeniler İstanbul'a sürüldü. 1938'de Dersim katliamıyla ulusal kimliğine sahip çıkan Kürtlere yönelik en kanlı bastırma harekatlarından biri gerçekleştirildi. Trakya'da 1934'de Yahudilere yönelik katliam, yağma ve talan yaşandı. Yahudiler 1940'da İsrail'e göç etmek zorunda kaldılar. 12 Kasım 1942'de Varlık Vergisi kanunuyla azınlıkların varlıklarının el değiştirmesi sağlandı. 6-7 Eylül 1955'te ise İstanbul'da Rum'lara karşı büyük bir yağma, talan ve katliam gerçekleştirildi...

Ne kadar uzun ve kanlı bir tarih.

Farklı ulusal kimlikteki yüzbinlerce insana uygulanan bu baskı, katliam, mübadele ve sürgün için "hataydı" deyip geçilebilir mi?

Ülkemizde azınlıkların nüfuslarına ilişkin onlarca yıldır ciddi bir araştırma yoktur. Ama yine de tablo açık:

1914'te Rumların ve Ermenilerin Osmanlı topraklarındaki nüfusu toplam olarak 3 milyonu aşkındı. Peki bugün?

Tüm Rum ve Ermenilerin toplamı 50 bini bulmuyor... Nerede ötekiler ve neden gittiler?

Osmanlı'daki ilk meclislerde İstanbul temsilcilerinin yarısı gayri-müslim idi. Şimdi neredeler?

Anadolu'da bu yüzyılın başında yüz binlerce Keldani yaşarken bugün yalnızca 300 Keldani'nin yaşıyor olması nasıl bir hata olabilir?

Halen ülkemizde çok az sayıda kalmalarına rağmen gayri-müslim azınlıklara yönelik baskılar devam ediyor. Hrantlar katlediliyor. Sürekli şovenizm körükleniyor, linç saldırıları düzenleniyor. Devletin resmi politikası her zaman "tek millet, tek dil, tek bayrak, tek din" olmuştur. Bu politika sonucunda azınlıklara, Kürtlere, Alevilere, devrimcilere yönelik sayısız katliamlar gerçekleştirilmiştir.


Bu kafa, o "faşizan" kafadan farklı mı?

AKP hükümetinin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül daha yakın zamanda, Erdoğan'ın sözünü ettiği o faşizan uygulamalara külliyen sahip çıkmamış mıydı? Hatırlayın, demişti ki:

"Eğer Ege'de Rumlar devam etseydi ve Türkiye'nin pek çok yerinde Ermeniler devam etseydi, bugün acaba aynı milli devlet olabilir miydi?"

Cemil Çiçek, 2005'te "Osmanlı Ermeniler'i Konferansı" düzenlemek isteyenleri "bizi arkamızdan hançerlediler" diyerek, vatan haini ilan etmemiş miydi?

"Iğdır'ı da aldılar, yani Ermenistan sınırındalar", diye şovenizmini kusan da Erdoğan hükümetinin Bakanı değil miydi?

Ülkemizdeki kaçak 40 bin Ermeni'yi kovmakla tehdit eden bizzat Erdoğan'ın kendisi değil miydi?

Bunlar da bir yana, daha kısa süre önce, 2 Kasım 2008'de, Hakkari'de "Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir. Buna karş çıkanın bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin..." diyen Tayyip Erdoğan'ın kendisi değil miydi?

Daha altı ay olmadı bunları söyleyeli? Ne oldu arada?

AKP halka düşman, ırkçı, gerici bir partidir. Irkçılığa, şovenist politikalara, faşist ve faşizan uygulamalara karşı değil, bunların savu-nucusudur. "Ecdadımız" diyerek Osmanlı'nın katliamcı geçmişine sahip çıkan da, "tek millet tek devlet" deyip, Cumhuriyet tarihinin tüm şovenist politikalarına sahip çıkan da AKP'dir.

Azınlıklara yapılanları "faşizan" bir uygulama olarak nitelendiren Erdoğan'ın sorunu, tarihle, Cumhuriyetin yanlışlarıyla hesaplaşmak değil, topraklarımızı İsrail'e peşkeş çekebilmektir. Tarihteki katliamlara yönelik tepkiyi bile tüccarlığının malzemesi yapıyor.

Bu tarihin üstü hata denilerek kapatılamaz. Bu yöntem, emperyalistlerin geçmişte işledikleri suçlar için "özür dilemelerine" benziyor. Ülkeleri işgal et, yüzbinleri katlet, sonra özür dile... Milyonları zorbalıkla yoket, asimile et, hataydı de... Aynı mantık Engin Çeber'in işkencede katledilmesinde de görülen mantıktır. Özür dileyince, sorun çözülmüş olmuyor. Hesabını kim verecek?

Erdoğan'ın geçmişi hata olarak değerlendirmesinin samimiyetsizliği işte tam bu noktadadır; o bu faşizan uygulamaların hesabını, tarihsel sorumluluğunu gündeme getirmemektedir hiçbir şekilde.

Hataydı diyecek, yarattığı "demokratik" sempatiyle, sınırdaki toprakları İsrail'e peşkeş çekecek, sonra konuyu kapatacak... Klasik bir AKP ve Tayyip yöntemi...

2009.05.31

http://www.yuruyus.com/www/turkish/
  • 0 yorum
« Abdi İpekçi Israrımızın Adı
Kelepir fiyatına çözüm! »

İlgili yazılar

Bu Gün 10 KASIM !!!

Yazıklar olsun böyle ...

Sözün bittiği an

Topbaş: Acımasız olacağız(Hala konuşabiliyor ya !!!)

Konya'da arka arkaya iki deprem


Yorum yap


Profil

  • Extraordinarius
    Kocaeli
    Türkiye

Son yazılar

  • Namussuzluğu Kanıksatmak, Namussuzluktur !
  • Adalet !
  • Öğretmenimiz
  • 65 Yıllık Çözümsüzlük !
  • Maskenin Arkasındaki AKP
  • Haiti'den Türkiye'ye çalınan çocuklar
  • 'Hayatın Gerçeği': Tekeller...
  • Devrim İçin Devrimci Okul
  • Savaşan Kelimeler
  • Halkların Mücadelesinde Gençliğin Rolü

Arşiv

  • Şubat 2010
  • Ocak 2010
  • Aralık 2009
  • Kasım 2009
  • Ekim 2009
  • Eylül 2009
  • Ağustos 2009
  • Temmuz 2009
  • Haziran 2009
  • Mayıs 2009
  • Nisan 2009
  • Mart 2009
  • Şubat 2009
  • Ocak 2009
  • Aralık 2008
  • Kasım 2008
  • Ekim 2008
  • Eylül 2008
  • Ağustos 2008

Etiketler

  • akp
  • atatürk
  • aşk
  • book
  • devrim
  • dhkpc
  • education
  • eğitim
  • fethullah
  • kadın
  • kitap
  • kürtler
  • love
  • poem
  • technology
  • teknoloji
  • türksolu
  • woman
  • yürüyüş
  • şiir

Linkler

  • AyHan ALEMDAR "İtten Aç Yılandan Çıplak"
  • AyHan ALEMDAR "Kırlangıç Fırtınası ve İnciler"
  • AyHan ALEMDAR "Mum Işığında Mırıldandıklarım"
  • AyHan ALEMDAR "Uyanış"
  • Ayhan ALEMDAR Azbuz
  • Ayhan ALEMDAR Spaces
  • Nilgün ALEMDAR Bloggum

Meta

  • Valid XHTML
  • XFN
  • Bloggum ile yapıldı


MusicPlaylist
Music Playlist at MixPod.com


© Extraordinariusdesigned by DT

Bu site içinde Ayhan ALEMDAR imzası taşımayan yazılardaki bütün yorum ve görüşler yazı sahibine aittir...Bu site farklı akımları incelemeyi amaçlayan özerk (otonom,Fransızca autonome )bir sitedir. Hiçbir grubun taraftarlığını hedeflemez.Hiçbir siyasi hareket, parti, sivil toplum kuruluşu veya dernek ile bağı yoktur. Herkese eşit mesafede durur. Yazı,resim,döküman,video gibi görsellerin siteye konulma amacı bilgi paylaşımı ve zengin bir tartışma ortamı yaratmaktır.

Cep Telefonu : 0 . 532 . 672 66 97 Elektronik Posta :ayhan.alemdar@hotmail.com

Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere, Türk Milletine canımı vereceğim.


Bu sayfada dakika saniye misafirim oldunuz .....